Can sıkıntısı nedir? Yalnızlık veya yalnız hissetmek ile bir ilgisi var mıdır? Sürekli aynı şeyleri düşünmeyi bırakamamak, kendini öldürmek için meşru bir sebep midir? Aklımda sürekli bu sorular ve geçmeyen bir zaman var. Şu an beni çok mutlu hissettirecek bir mucizeye ihtiyacım var diye düşünürken sadece Godot'yu beklediğimin o kadar farkındayım ki! Varlığımı yaşama tutundurmak için gösterdiğim insan üstü çabayı görmesem kendime inancımı yitirebilirdim. Bir sınır hattında oturuyorum sanki ve kollarımı dizlerimin üzerinde kavuşturmuşum. Sınırın bir tarafında savaş diğer tarafında olmak istediğim bir yer var. Ben sınırın üzerinde mayına oturmuş ve hareket edemiyorum. Tarafsız Bölge filmindeki o asker gibiyim. Varlığım sadece tanıklık ediyor yaşama. Yaşamıyor, öylece oturuyor ve izliyor. Savaşın olduğu tarafta çok fazla insan öldü ve kötü şeyler oldu. Açlık, yangın, deprem, iflas, tecavüz ve toplu kıyımlar. Belki de bir nükleer patlama. Bir meteorun yer küreye çarpışı, suyun kirlenmesi ve denizdeki tüm canlıların ölmesi. Hiç susmadan konuşan politikacılar, işsizlik, kendini yakanlar. Madenin altında kalıp ölenler. Gazlananlar ve tekmelenenler. Silaha maruz kalanlar ve patlayan bombalar. Çok fazla şey var. Hepsini hatırlayamayacak kadar çok kötü şey gördü gözlerim.

İyi tarafta ise dahil olamadığım çok güzel şeyler yaşandı. Bebekler doğdu, bir kadın bedeninden çıkardığı bir canlıya sarılarak ağladı mutluluktan. Bir erkek, bir kadına tüm benliği ile sarıldı. Ona bir şarkı ve mutlu bir gün armağan etti. Birisi çok güzel bir iş kurdu, paralar kazandı. Kazandıkları ile başkalarını da mutlu etti. Bir kadın kendini sevmeyi öğrendi. Devrim oldu. Bir erkek sevmekten korkmadı. Bir çocuğun ilk cümlesinin öznesi olan bir kadın mutluluktan ağladı. Bir insanın hayatta tek mutluluğu olan çocuğu okulundan mezun oldu. O insan bir şeyler başarmış ve görevini yerine getirmiş olma hissinden dolayı artık ölmekten korkmuyor. Yaşama müthiş bir tutkuyla sarılan bir kişi amansız bir kanseri yendi. Bir bilim insanı, uykusuz kaldığı gecelerin sonunda hepimizin yaşamlarını değiştirebilecek bir buluş yaptı. Yaralar, kırıklar ve onulmayacak gibi duran hastalıklar iyileşti. Bir insan başka bir insanın gülüşünde kendini buldu. Aşık oldular, içtiler, seviştiler ve sonsuz bir esinti altında uyuya kaldılar. Sofralar kuruldu. Dans edildi. Mevsimler değişti, sarılmalar oldu. Tüm bunlar olurken ben mayının üzerinde bulunduğum noktada oturdum ve izledim. Ne içinde ne dışındaydım. Oradaydım, sadece var oldum. 32 yaşındaydım.

Haziran 2019