“Orta yaş gizemlidir, kafa karıştırıcıdır. Şu an varlığını en çok hissettiğim şey bir tür yalnızlık. Görünen dünyanın güzelliği bile un ufak oluyor sanki. Evet, aşk bile un ufak oluyor. Sanırım bir yerlerde yanlış bir adım attım, yanlış bir yola saptım, yanlış bir sapaktan döndüm ama ne zaman olduğunu bilmiyorum, bilebileceğime dair bir umudum da yok.” ( John Cheever’in Günlüğü)

Varlığımın kütlesiyle, hacmiyle ve bilinciyle bulunduğu noktada üzerime beni ıslatamayan yoğun, gürültülü ve öfkeli bir yağmur yağıyor. Bu sabah bilincimi hangi kahve fincanında bıraktığımı bilmiyorum. Yazıyorum, telefonla konuşuyorum ve seslerin karşılığına cevaplarımı alfabetik kodlarla veriyorum.

Çocukken dedemin tehlike arz ettiğini belirtmek için kullandığı bir terim vardı. Saddam’ın hattı. Bu bir pencere pervazı veya merdivenin en uç noktasına düşersin bak durumunu kodlamak için verilmişti. İşte o Saddam hattının kıyısında dedemle çay içip konuştuğumuz zamanların birinde ki sanırım yetişkin olmaya henüz başlamıştım, aniden iyi hissetmediğimi anlatan ruh durumumdam bahsetmiştim.

Dedem ise kendime sormam gereken sorunun “ipın ucunu nerede kaçırdığım” olduğunu söylemişti. Tam bir yanlış yola sapma hissi işte bu. Kendime yıllardır bu soruyu soruyorum. İpin ucu nerede kaçtı? Sanırım buna verilebilecek bir cevabım hala yok dedeciğim. Cevabı bulsam duyabilecek misin emin değilim.

Şimdi yine bir Saddam Hattı’nın kıyısında ve beni ıslatamayan yağmurun altında nerede ve nasıl yanlış yaptığımı, ipin ucunun nerede kaçtığını kendime sorup duruyorum. Hissettiğim şey yalnızlık. Gizemli bir orta yaşa doğru yol mu alıyorum bilmiyorum üstelik.

Kasım 2017/ Sonbahar’ın son yağmurunda yazıldı.